Anasayfa || DUYURULAR || Röportaj: Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk
fırat havuz tarafından yazıldı.    Perşembe, 30 Temmuz 2009 11:31    PDF Yazdır e-Posta
Röportaj: Kimya Sanayicileri Derneği Başkanı Timur Erk
Dernek Başkanı Timur Erk, EurActiv.com.tr’ye verdiği röportajda REACH mevzuatından en çok etkileneceklerin kimya sektöründe yer alan KOBİ’ler olacağını vurguladı. 1 Haziran 2008 ve 30 Kasım 2008 tarihleri arasında ön kayıtlarını yaptırmayan KOBİ’ler AB ihracat piyasından silinmeye mahkum kalabilir. Ayrıca “düzenleyici etki analizleri”nin öneminin altını çizen Erk, analizlerin maliyetinin önemli bir bölümünü devlet tarafından karşılanması gerektiğini açıkladı. Erk’in vurguladığı bir diğer önemli konu ise REACH sürecinde kimyevi maddelerin AB’ye kaydının nasıl yapılacağı oldu.

Türk kimya sanayinin günümüzdeki durumu nedir?

Türkiye kimya sanayi halen yaklaşık 10-11 milyar dolar ihracatı, 24 milyar dolar ithalatı olan, üretimden satışların toplamı 16-17 milyar dolar olan önemli ve temel bir sektördür. Gelişmiş bir ülke için gelişmiş bir kimya sanayi kesin kabul gören bir mevzudur. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğuna göre yine buna paralel olarak gelişmekte olan bir kimya sanayi olduğunu varsayabiliriz . Son üç sene içinde 10 milyar doları aşan sektörel dış ticaret açığı devam ediyor. Bu makasın kapanması için ara girdi ithalatının önlenmesi lazım. Ara girdi ithalatı, ihracat hızından daha fazla artıyor. Ara girdiler dediğimiz zamanda ham madde olmayıp, ara girdi olarak ithal edilip bir kademe sentezle  veya modifikasyonla nihai ürün haline getirilen ürünlerdir. Türkiye’nin en önemli dış ticaret açığına sebep olan konular arasında kimyasal ara girdiler var. Bunun azaltılması için orta ve uzun vadeli bir takım tedbirler almak lazım. Bunların başında mutlaka bir bilim ve teknoloji bakanlığının veya müseşarlığının gerekli olduğu ortaya çıkıyor. Mevcut araştırmacı sayısını 7 binlerden 20 binlere 15 yıl içinde çıkarmak lazım. Ve de ulusal ar-ge ve inovasyon politikasını oluşturacak bir organa ihtiyaç var. Bunu sağlayacak biraz evvel söylediğim gibi bakanlık veya müsteşarlık gibi bir organ olabilir.

Tübitak’ın bu süreçte bir etkisi var mı?

Tübitak’ın elinde bir takım fonlar var; ama bir organ olmalı. Tübitak bu konuda yeterli değil. Tübitak’ın dışında da araştırma yapan özel, bir yerlere bağlı veya üniversiteler bünyesinde  enstitüler veya merkezler var. Bunları tek elden yönlendirecek ve ulusal ar-ge ve inovasyon politikasını oluşturacak bir organa ihtiyaç var. Bu bakanlık veya müsteşarlık kurulduğu zaman içinde Tübitak tabii ki çok önemli bir rol alacak. Tübitak halen Başbakanlığa bağlı. Dolayısıyla onun kurumsallaşması konusunda bir takım teoremler var. Bizim yaklaşımımız mutlaka üniversite sanayi işbirliğini körükleyecek ve hedef odaklı ar-ge yapılanmasını destekleyecek bir sisteme geçilmesi. Dış ticareti açığının başka türlü kapanmasının imkanı yok. Şimdi bu REACH (Registration, Evaluation, Authorisation and Restriction of Chemicals-Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması) mevzuatına geçmek gerekirse. 11-12 milyar dolar ihracatının içinde AB’ye 3 milyar dolar kimyasal madde ihracatımız var. Bu 3 milyar doların yaklaşık 2 milyar doları akaryakıt ve mineral yakıtlar, mineral yağlar. Geriye 1 milyar dolar kalıyor. Bunların arasında bini aşkın ürün, kimyasal madde var. Ve AB’ye kabul ettirildiğine göre kalite açısından da bir sorun yok. Ayrıca rekabet edilebilir fiyatlar. O dünya devlerine karşı rekabet edebilir bir potansiyelimiz var. Araştırdığımızda bunun arkasında bini aşkın KOBİ olduğunu görüyoruz. Şimdi KOBİ’ler REACH gündeme girdiği anda ciddi bir bocalama geçirecekler. Çünkü alt yapıları müsait değil, insan kaynakları müsait değil. Dolayısıyla ne olacak? KOBİ’lere çok ciddi destek vermek gerekir. Bir defa duyarlılığı arttırmak gerekiyor. 1 Haziran 2008 ve 30 Kasım 2008 tarihleri arasında acil olarak ön kayıtları yaptırmaları gerekiyor. Bunu yapmayan KOBİ, AB ihracat piyasından silinmeye mahkumdur.

Bir KOBİ bir kimyasal maddenin kaydını yaptırdığı zaman aynı maddeyi üreten başka bir KOBİ’de aynı kayıt sürecini izlemek zorunda mı?

Hayır. Aynı ürünlere ilişkin olarak  bir kereye mahsus yapılacak. İlk bu işi yapacak olanlar ne yazık ki yükümlülükleri yerine getirmek zorundalar.

Bir koordinasyon merkezi kurulamaz mı?

İşte bunun için İMMİB’de (İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği) bir yardım masası Dış Ticaret Müsteşarlığı ile birlikte kuruluyor. Esas işi yapanda Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği olacak. Bu yardım masasında hem koordinasyon sağlanacak; tekrar eden başvurular azaltılmış olacak hem de katma değer yaratılacak. Bunun içinde bir İzleme sistemi var. Siz bir ürününüzü giriyorsunuz. Ondan sonra tamamlayıcı bilgiler veriyorsunuz, o yazılım programı size ürünle ilgili bütün açıklamaları sağlıyor. Bu sistem Avrupa Birliği’nin bir sistemi.

Geçiş döneminde çok büyük maliyetler söz konusu. Hibelerden yararlanamıyoruz. Maliyetlerin çoğu özel sektöre yüklenecek deniyor.

Bizim hesabımıza göre; Türkiye’de geçiş dönemi maliyeti 1 milyar euro olacak. Bu yüzden Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) daha da güçlenmeli ve ihracata yönelik borç verme ve kredi olanaklarını daha da geliştirmeli. Bir de siz mal satmışsınız paranızı zamanında geri alamıyorsunuz. Bu iç satışta olabilir, dış satışta olabilir. Bununla ilgili olarak HERMES gibi bir takım kuruluşlar var. Benzer bir merkezi Türkiye’de kurmak lazım. İhracatçı parasını alamadığı takdirde o parayı garantiliyor. Böyle bir olayı biz, Bankacılar Birliği ile görüşeceğiz. Bu kredi olanaklarını mutlaka bulmak lazım. Külfet bununla kalsa iyi. Kimya sanayi üzerinde AB ilişkileri açsından 35 fasıl içinde çevre faslı’nın getirdiği yük de var. Çevre faslına uyumun maliyeti genel olarak 80 milyar euro. Bu daha da yukarı çıkabilir. Şimdi kimya sanayinin GSMH içindeki payı %7’lerde. 80 milyarın %7’si yaklaşık 6 milyar euro. 6 milyar euronun üçte birini devletin, üçte birini yerel yönetimlerin, üçte birini özel sektör yani kimya sanayicilerinin karşılaması lazım. 6 milyarın üçte biri 2 milyar, 1 milyarda REACH’den geliyor, toplam 3 milyar euro. Önümüzdeki 10 sene içinde bu para bulunmalı. KOBİ’lerde var mı bu para? Yok. Bir KOBİ nihai dosya için gerekli olan 150 bin euro’yu cebinden çıkarabilir mi? Hayır.

Bu sorunla bağlantılı olarak; bir çok işletme kapanacak gibi gözüküyor.

Aracı kurumları devre dışı bırakıp Helsinki’de kurulmuş Avrupa Kimyasallar Ajansı’na (AKA) direkt başvuru yapabilme imkanını bulabilmeliyiz. Onun içinde üst düzey bürokratlar ve siyasi otorite var güçleriye çalışmalı. Biz bir ortaklık antlaşmasına giriyoruz. Biz senelerce fedakarlık yapmışız. İlk defa bir şey istiyoruz. Onun yerine getirilmesi lazım. Gümrük Birliği’ne girmişiz. Hep veren taraf biz olmuşuz. Evliliğe katma değer yaratan biz olmuşuz. Şimdi eşimizden ilk defa bir şey istiyoruz. Bunu kabullenmesi lazım. Çünkü Türkiye’nin konumunda başka bir ülke yok. Dolayısıyla bunun cevaplanması lazım. Bu olmadığı takdirde hiç olmazsa o kadar ihracatçı firmanın, KOBİ’lerin bir araya gelip merkezi Brüksel’de olan bir ajans kurabilir. Bu yetkili merkez bütün talepleri toplayıp, koordinasyon yapabilir.

AB, tek tek şirketlerin veya sektörün nasıl etkileneceği ile ilgilenmiyor. AB daha çok “REACH uygulanmaya girdi mi, girmedi mi?” sorusuyla ilgileniyor. Sektörün buna karşı olacağı önlem nedir?

Düzenleyici etki analizleri.

Bu analizler nasıl üretilir? Şirketler açısından faydası ne olacaktır?

İlk olarak; bu iş esasında özel sektörün değil devletin işi. Çünkü devlet müzakerelerde AB Komisyonu’nun karşısına çıkıyor. Müzakerelerde sadece müzakere de yapılmıyor. Örneğin çevre ile ilgili ucucu organik birleşikler ile ilgili direktif için 10 sene geçiş süresi talep ediyorum demesi gerekiyor. Devlet bunu dediği zaman karşı tarafı ikna etmek için ortaya gerekçeli analizi koyması lazım. İşte bu da “düzenliyici etki analizi”. Onun için devlet yapması lazım. Ama Türkiye’ye geldiğimizde devlet bu mekanizmayı başlatmadı. Makroanalizler bile yok. Sadece tarım bakanlığında yapılmış bir takım makroanalizler var. Dolayısıyla 4 tane temel sektör, uluslararası nakliyatcılar, kimyacılar, demir çelikciler ve otomotiv sektörü birleşip SEDEFED (Sektörel Dernekler Federasyonu) üst sektör şapkası altında bir makroanaliz yaptırdık. O makroanaliz, sadece matriksi ortaya çıkardı. Yani her sektör için 25-30 sayfalık bir makroanaliz çıktı ortaya. Bu sadece genel görüntüyü gösteriyor. Mikroanaliz lazım. Mikroanaliz içinde ne yapmamız lazım? Düzenleyici etki analizi çercevesinde maliyeti yüksek her bir direktif için kaynak bulmak lazım. Her bir direktif içnde 150 bin euro gibi büyük bir para gerektiğine göre, devletin ağır aksak ilerleyen mekanizmasını hareketlendirmesini sağlamak lazım. Bu dört sektör, seramik ve tekstili de sayarsak altı sektör, kendi sektörlerini en fazla yaralayan bir tane direktifi bir mikroanaliz haline getirsin ve devlete bunu sunsun. Hiç olmazsa bir örnekleme olur. Şu anda otomotivcileri en çok rahatsız eden konu 2. el araç ithalatı. Kimyacıları en fazla rahatsız eden konu REACH. REACH’i TEPAV (Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı) üstlendi. REACH’in belirli bölümünü üstlendi. Bizden de aldığı bilgilerle işbirliği devam ediyor. “Çözücü organik birleşikler”, bunlar seragazları yaratan bütün solventler. Ayrıca CO2 emisyonunu çok arttırıyor. Dolayısıyla küresel ısınmayı da tetikliyor. Mesela nakliyatcıları da takometre konusu çok ciddi bir direktif. Ne kadar, kaç paraya kim yapar bunları? Ondan sonra bu makroanalizlere bir de mikroanalizleri ekleyeceğiz. TOBB, TÜSİAD veya TİM gibi örgütler vasıtasıyla bu mikroanalizlerle devlete gidip diyeceğizki dernekler burada. Sen de aynı yolu uygulayabilirsin. Biz bu şekilde ilerledik. İşine gelirse sen başka yoldan yap. Biz de pil tükendi. Artık bunun için şu kadar kaynak gerekli. 170 tane direktif var. 150 bin eurodan 2 milyar eurodan fazla yapar.  Biz bunun altından kalkamayız.

Hem kaynak sağlanması hem de çevre mevzuatı konusunda üye devletlerin 30 Ekim 2007 tarihinde geçiş süresi bitmiş. Bizim için ise EKÖK (Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol-IPPC) direktifi için 2008’de yürürlüğe girmesi söz konusu. 2008’de yürürlüğe girdiği zaman bize hemen uygulayın diyebilirler.

Biz de diyeceğizki; henüz aday ülkeyiz. Bizle o başlığı konuşmaya başlamadınız. Biz niye uygulayalım. Aynı şey, REACH için de geçerli. Altyapı yok. Paramız dahi olsa biz bu işe başlayamayız. KOBİ’lerde altyapı yok.

Bir bakıma geçiş süresini altyapı oluşturmak için almayız.

Evet. Bir mahalle kurmuşsunuz alt yapı sonradan geliyor. Ama şehir yaşıyor.

Başvurular nasıl yapılacak?

Ön kayıdı birileri yapar. O sorun değil Ön kayıt için aracı kullanmaya gerek yok.  Ön kayıt için mutlaka herkesin ben şu maddeyi ihraç edeceğim diye ön kayıdını yaptırması lazım. Böylece 8-11 yıl arasında tonajına göre başvuru sürecimiz uzar. Bu bir ek süreç değil. O altı aylık sürede her şekilde ön kayıdı yaptırmış olmamız lazım.

Bunun için ya herkes gidecek ben bu malı x firmaya ihraç ediyorum, o firma aracılığıyla bir temsilci kullanacak. Ek bir maliyet gelecek. Veya toplu olarak hareket edilecek. Bana göre merkez olarak Dışticaret Müsteşarlığı’nın destekleyeceği İstanbul Kimyevi Maddeler veyahutta İMMİB’in destekleyeceği Brüksel’deki bir aracı koordinasyonu sağlyabilir. Yerel bir ortakla işbirliği yapar. Brüksel’deki büyük bir ithalata firma aracılığıyla bu yapıldığı takdirde biraz daha maliyetler azalır ve koordinasyon olur. Çünkü tekrarlar olmaz. Aynı maddeyi bir firma kaydettirirse bir başkasının aynı harcamayı yapıp kayıt ettirmesine gerek kalmaz. Veya aynı maddeyi üreten firmalar maliyeti paylaşabilir.

Gizlilik sorunu nasıl çözülecek?

Bu sorun çık önemli. Ön kayıtta bir şey yok. Ama son kayıtta her türlü bilgi var. o formülü isterse 3. şahıslara aktarıp aynı ürünün üretilmesini sağlayabilirler. Onun için 1. yolu, daha az maliyetli yolu takip edelim. EFTA ülkeleri gibi direkt olarak AKA’ya başvuralım . AKA’da veriler kesinlikle gizlidir. Ama aracı kuruluşta bunu sağlamak zor.

Kaynak:

http://www.euractiv.com.tr/ab-ve-turkiye/interview/roportaj-kimya-sanayicileri-dernegi-baskani-timur-erk0

 

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Temmuz 2009 12:08 )
 

Yorum eklemek için üye girişi yapmalısınız.