|
||||
| Sanayiye Dönük Ar-Ge Teşvikleri, Yaşanan Sıkıntılar ve Bazı Öneriler |
|
Bu yazıda ülkemizde şu anda TÜBİTAK
tarafından verilen ARGE desteklerinden, destek sürecinde yaşanan sıkıntılardan
ve ayrıca eksik gördüğüm detaylardan bahsedeceğim. Yazım aynı zamanda bazı
önerilerde içermektedir.
Halihazırda TÜBİTAK tarafından kullandırılan çeşitli ARGE teşvikleri mevcuttur. Bunun yanısıra 1 Nisan tarihinde yürürlüğe giren ve 31 Temmuz 2008 tarihinde yönetmeliği yayınlanan, doğrudan vergi ve istihdamdaki yükü azaltmaya yönelik hazırlanmış olan yeni ARGE kanununu sıkça basında duyuyoruz. Her şeyden önce şunu belirtmekte fayda var; bir ülkenin "kalkınmasının" tek anahtarı ARGE. Türkiye'nin muassır medeniyetler seviyesine gelebilmesi ve daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi ekonomik olarak "Tam Bağımsız" olabilmesi için kendi teknolojisini kendisinin geliştirmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle bu doğrultuda atılan her adım, eksikleri olsa bile doğrudur. Hem akademisyen hem de ARGE'ci olarak bizim görevimiz ise bu eksikleri görüp gerekli uyarıları yapmak, kural koyucuların doğru adımlar atabilmelerine katkıda bulunmaktır. ARGE teşviklerinde en önemli konu kullandırılan desteğin zamanında verilmesidir. Bir destek zamanında verilemiyorsa firmalar açısından yeteri kadar anlam ifade etmemektedir. Teşviklerin kullandırılması esnasında yaşanan gecikmelerin bürokrasiye bağlanması ise teknoloji üretmeye çalışan firmalar açısından daha da acı olmaktadır. "Kötü niyetli firmaların destek sürecinden arındırılması", "başvuran firma sayısının fazla olması", vs. kaygılar mutlaka aşılmalı, kolay yol seçilmemelidir. Bu destekleri kullandıranların görevi, ARGE yapan firmalara "zamanında" kaynak kullandırmaktır. Eğer teşvikler bir seneden daha uzun bir sürede kullandırılıyor ve üstelik bürokrasi engeli de her an karşınıza çıkıyor ise dünyayı yakalamaya uğraşan bizleri teşvik edemez, üstelik ARGE‘ye olan inancımızı da kaybetmemizi sağlarsınız. Bu düzenlemeleri yaparken doğru bir sistem kurmak ve hem bürokrasiyi hem de riski azaltmak mümkündür. Eğer mevcut kaynaklar gereken denetlemeleri yapmaya yeterli olmuyorsa dışarıdan destek alabilmek ve akredite kurumlar oluşturup görevi kendilerine devretmek sanırım bir çözüm yolu olabilir. Bugün bankalar bu işi son derece iyi yapmaktadırlar. Kredi verecekleri kurumları kendi akredite ettikleri kurumlar vasıtası ile denetliyor ve gerekli tüm bilgileri sağlıklı ve hızlı bir şekilde alabiliyorlar. Böyle bir altyapının TÜBİTAK tarafından ivedilikle kurulmasında fayda vardır. Ayrıca TÜBİTAK'ın, TEYDEB desteklerinde ilave düzenlemeler gerekmektedir. Son dönemde TÜBİTAK oturtmaya çalıştığı "web üzerinden başvuru" sistemi ile bu doğrultuda önemli ve faydalı bir adım atmıştır. Umarım destek süreçleri biraz daha iyileşecektir. Bir diğer konu da geri bildirim konusudur. Hem hakem olarak görevlendirilen akademisyenlerin düzenlemiş olduğu raporlar ve hem de TÜBİTAK'ın tüm raporları "isimsiz olarak", başvuran firmaya gönderilmelidir. Zira geri bildirim şarttır. Gelişim, geri bildirim ile etkili olur. Bu sayede firmaların daha sonraki başvurularında daha istenilene uygun dosyalar göndermesi mümkün olacaktır. Kalite artacaktır. Amaç sadece maddi destek sağlamak ta değildir. Firmaların bu vesile ile ARGE kalitelerinin yükseltilebilmesi de sağlanmalıdır. Bu nedenle seçilen akademisyenlerin sözkonusu projenin konusu ile % 100 örtüşüyor olması da son derece önemli bir konudur. Ayrıca tüm hakemlere gerekli eğitimlerin verilmesi şarttır. Dönem dönem mevzuat hakkında bilgisi olmayan ve konu ile ilgili yetersiz bilgisi olan hakemlerle karşılaşabiliyoruz. Devletin teşviklerdeki amacı sadece ülkenin sanayicisinin ARGE yeteneklerini finanse etmek olmamalıdır. Ya da böyle olduğu düşünülmemelidir. Çünkü hali hazırda sanayicilerin önemli bir kesimi ARGE'nin nasıl yapıldığını ya da yapılacağını bilmemektedir. Bu teşviklerle beraber firmaların bu yetenekleri de kazanması sağlanmalıdır. Bu doğrultuda atılabilecek adımlar vardır. Diğer bir destek mekanizması da yine TÜBİTAK tarafından kullanıdırılan ve Kamu'nun ARGE ihtiyacını karşılamak amacı ile geliştirilen KAMAG destekleridir. Burada da yukarıda bahsetmiş olduğum benzer sıkıntılar vardır. Ayrıca; KAMAG projelerine başvururken, TÜBİTAK tarafından 5 Ocak 2008'de değiştirilerek 15 Ocak 2008'de kamuoyuna duyurulan yeni değişiklikle ortaya çıkan, TÜBİTAK'ın istemiş olduğu asgari şartlar, bir gruba ait olan ve yeni kurulan ARGE şirketlerinin önünü kesmektedir. Büyük şirketlerin %51'den fazla çoğunluk hisse sahibi olduğu alt şirketlerinin KAMAG projelerinde istenen yeterlilik kriterlerini aşabilmesi için TÜBİTAK'ın sözkonusu düzenlemeyi yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. KOBİ olarak kabul edilmeyen, %51'den fazla çoğunluk hissesine büyük şirketlerin sahip olduğu küçük şirketlerin, 5 Ocak tarihinde Tübitak Bilim Kurulu tarafından çıkartılan yeterlilik kriterlerine göre yeterli olduğu kabul edilmelidir. Çünkü bu şirketlerin sahibi olan şirketler bu kriterleri sağlamaktadır. Zaten TÜBİTAK bu vasıftaki şirketleri KOBİ olarak kabul etmediği için kobi desteklerinden yararlandırmamaktadır. Mevcut düzenlemede ise -5 Ocak kararında- bu şirketler, bu defa tam tersi bir şekilde büyük şirket olarak kabul edilmemektedir. Bu bir tezat oluşturmaktadır. KAMAG projelerinde başvuru senede iki defa yapılabilmektedir. Bu tamamı ile yanlış bir uygulamadır. Bu durum projelerin iki döneme yığılmasına neden olmaktadır. Yanısıra başvuru esnasında oluşan muhtemel ufak tefek eksikliklerin düzeltilebilmesi için firmalara süre tanınmalıdır. Konu fazlasıyla bürokrasiye boğulmuş durumdadır. Doldurulması istenilen formlar AB Çerçeve Programları için gerekli olan formlardan daha karmaşık ve detaylıdır. Sistem basitleştirilmelidir. Bu karmaşa hem kamuyu hem de sanayiciyi caydırmaktadır. Oysa ki amaç teşvik vermektir. 1 Nisan'da yürürlüğe girmiş olan 5746 numaralı ARGE Kanunu ve halihazırda yürürlükte olan 4691 numaralı Teknopark Kanunu ile ilgili görüş ve önerilerimiz; - Öğretim elemanları haftada bir gün üniversite dışında, özel sektörde yürütülen ARGE projelerinde çalışabilmelidir. Teknopark Kanunu'nda olduğu gibi, öğretim elemanlarının çalışacağı yerden alacağı ücretin üniversitelerin döner sermayesinden geçmemesi gerekir. Mevcut döner sermaye sistemi üniversite personeline hiç bir katkı sağlamamaktadır. Bu sayede; - Şu anda teknoparklarda yer alan şirketlerin büyük bir çoğunluğunu yazılım şirketleri oluşturmaktadır. Oysa teknoloji geliştirme sadece yazılımcıların gündemi olmamalıdır. Diğer sektörlerin de teknoloji geliştirme faaliyetleri içerisinde bulunması gerekir. Kanun, bu vasıftaki şirketlerin de teknoparklarda yer almasını teşvik etmelidir. Ancak mevcut Teknopark Kanunu bu vasıftaki şirketlerin desteklenmesi için yeterli değildir. Örneğin; sadece personelin teknopark içerisinde bulunduğu zamanların teşvik kapsamında olması önemli bir eksikliktir. Oysa personel dışarıda bulunduğu zamanlarda da ARGE faaliyetleri yürütmektedir, ya da yürütebilir. Özellikle üretim şirketlerindeki çalışmalar çoğu zaman bu vasıftadır. Dışarıda yapıtırılan prototip makinalar, başka kurumlarda yürütülen çalışmalar ve testler ve teknik seyehatler gibi.
|
|||
| Son Güncelleme ( Pazar, 16 Kasım 2008 23:06 ) |



